Lexikon

ALMANYA BAŞBAKANI- Bundeskanzler/in

Hükümetin başındaki kişiye başbakan denir. Kadın veya erkek, başbakan parlamento tarafından seçilir. Başbakan uygulanacak politikaların ana hatlarını belirler. Başbakanın görev süresi 4 yıldır. Ergin olan herkes başbakan seçilebilir. Başbakan kabinede çalışacağı bakanları kendi seçer. Bu seçilenler Cumhurbaşkanı tarafından görevlerine atanır. 2005 yılı Ekim ayından beri Angela Merkel Almanya Başbakanıdır. Merkel Almanya’nın ilk kadın başbakanıdır.
Bu zamana kadarki Almanya Başbakanları:

Konrad Adenauar (CDU) 1949-1963
Ludwig Erhard (CDU) 1963-1966
Kurt Georg Kiesinger (CDU) 1966-1969
Willy Brandt (SPD) 1969-1974
Helmut Schmidt (SPD) 1974-1982
Helmut Kohl (CDU) 1982-1998
Gerhard Schröder (SPD) 1998-2005
Angela Merkel (CDU) 2005’ten beri.

Nach oben

ANAYASA- Grundgesetz

Anayasa- Das Grundgesetz (genellikle GG olarak kısaltılır) Almanya’nın, resmi adıyla söylersek Federal Almanya Cumhuriyeti’nin anayasasıdır. Das Grundgesetz,  Federal Almanya Cumhuriyeti’nin kuruluş yılı olan 1949’dan beri vardır. Anayasanın içinde, Almanya’da insanların birlikte yaşamasıyla ilgili en önemli kurallar yer alır. Bütün resmi kurumlar, muhakemeler, ve insanlar bu kurallara uymak zorundadır. Ülkemizde geçerli hiçbir kanun anayasaya aykırı olamaz. Anayasamızla ilgili bir fikir edinebilmeniz için anayasanın birinci maddesinden  küçük bir alıntı ile örnek vermek istiyoruz. ‚Şöyle ki: Herkes kanun önünde eşittir. Erkekler ve kadınlar aynı haklara sahiptir. Kimse cinsiyeti, aslı, ırkı, dili, ülkesi, soyu sopu, inancı, dini veya politik görüşü yüzünden üstün tutulamaz ya da haksızlığa uğratılamaz. Kimse sakatlığı dolayısıyla mağdur edilemez. 

Nach oben

AYRIMCILIK- Diskriminierung

Eğer bir kişi ya da grup mesela ten rengi ya da dini inançlarından dolayı haksızlığa uğrarsa ayrımcılık başlar. „Ayrımcılık “ kelimesi  latinceden gelmektedir ve anlamı “ayırma“ veya “ayrılma“dır. Ayrımcılıkta çok farklı sebepler söz konusu olabilir. Genellikle önyargılar belirleyici rol oynar. Böylece bazı insanlar herhangi bir sebep olmaksızın,  yabancı bir yerden gelen veya farklı gözüken insanlar hakkında kötü düşüncelere sahip olurlar. Onlar bu insanlara haksız ve adaletsiz bir şekilde ayrımcı olarak davranırlar. Ayrımcılıkta cinsiyet de çoğunlukla önemli bir rol oynar. Mesela kadınlar bazen,  erkek meslektaşları ile aynı işi yapmalarına rağmen daha az ücret veya maaş alırlar. Bu kadınlar haksız bir davranışa uğrarlar. Bu da bir tür ayrımcılıktır.

Nach oben

BAĞNAZLIK- Fundamentalismus

Bağnaz düşünceleri olan bir kişi söylenegelmiş prensiplere ve kanaatlere sıkı sıkıya bağlıdır. Yeniliklere kapalıdır ve  çağdaş yaşama uyum sağlamak istemez. Bu kanaatler politik veya dini olabilirler. Mesela hiristiyan bağnazlar, inançlarını çok sıkı bir  şekilde “ Allah’ın Sözü“ olarak inandıkları İncil’e dayandırırlar. Onların inancına göre İncil, aile hayatının ve politik yaşamın her ayrıntısında takip edilmelidir. İslam bağnazlığı; ki  aşırı islamcılık olarak adlandırılır, Kuran’ın hükümlerine ve islami kurallara sıkı sıkıya bağlılıktır. Bağnazlar dünyanın her yerinde vardır. Genellikle, kendilerine karşıt düşüncelere anlayış göstermezler. Bağnazlığın fanatik bir hale dönüşmesi öteki insanlar için tehlike oluşturur. Bu durum kendini, düşüncelerini başkalarına zorbalıkla kabul ettirme şeklinde gösterir.

Nach oben

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ- Pressefreiheit

Fikirlerini özgürce söyleme hakkı; ki buna basın özgürlüğü de dahildir, demokrasimizin temel haklarındandır. Her yurttaşın fikirlerini özgürce söyleme ve yazma hakkı ile istedigi bilgiye ulaşma hakkı garanti altına alınmalıdır. Hiç kimse, bir gazeteciye hiçbir şeyi emirle yazdıramaz. Gazeteciler yazacakları yazılar konusunda özgürdür. Fakat belli kural ve kanunlarla basın özgürlüğüne de bazı sınırlamalar getirilmiştir. Basın yoluyla kimsenin kişisel şeref ve haysiyetine zarar verilemez ve haksızlık yapılamaz. Aynı şekilde gençleri koruma kanununa aykırı haberler gazetelerde yazılamaz televizyonlarda gösterilemez. Bazen bazı kişilerin basın özgürlüğü tehlikede diye uyarılar yaptığına şahit oluruz. Bu uyarılar genellikle tek bir girişimcinin birçok gazete veya televizyon kanalı satın aldığı zamanlarda yapılır. Bunun nedeni ülkedeki gündemin tek bir elden çok fazla etkilenmesi olasılığı ile gazetecilerin baskı altına alınma tehlikesidir. Sözünü ettiğimiz “basın organlarının bir elde toplanması“ olayı birçok ülke gibi Almanya’da da görülmektedir. Almanya’da bu türlü girişimleri kontrol eden bir Kartel Dairesi vardır.

Nach oben

CUMHURİYET- Republik

Eski romalılarda latince bir kavram olan “res publica“ terimi devlet manasında kullanılmıştır. Söz konusu devletle belirtilmek istenen aslında bir devletin halkıdır. Bir ülkede; halk alınan bütün kararlarda söz sahibi olabiliyorsa , hükümet halkın temsilcilerinden oluşuyorsa ve kanunları bu temsilciler yapıyorsa ancak o zaman bu ülke cumhuriyet olarak isimlendirilir. Cumhuriyetin karşıtı rejimler mutlak monarşi ve diktatörlüktür. Almanya parlamentolu demokratik bir cumhuriyettir. Bu durum ülkemizin Federal Almanya Cumhuriyeti olan adında da vurgulanmıştır. Bazen diktatörlükler de kendilerini cumhuriyet olarak tanımlarlar. Örnegin, 1949-1990 yılları arasında hüküm süren Deutsche Demokratische Republik kısa bilinen adıyla DDR (Demokratik Almanya Cumhuriyeti.) gibi.

Nach oben

ÇOĞULCULUK- Pluralismus

Latince „Singular“ „Plural“ kelimeleri türkce „Tekil“ yani ben,  „Çoğul“ yani biz demektir. Elbette bunları almanca dersinden biliyorsunuz. Kısacası, çoğulculuk denince birçok insanla veya bir çok şeyle ilgili bir kavram akla getirilmelidir. Çoğulculuk bütün demokrasilerde olduğu gibi Alman Demokrasi’sinde de çok önemli bir rol oynar. Çogulculuk bir ülkede yaşayan bütün insanlara saygı ve dikkat göstermektir. Farklı düşüncelerin, ilgilerin, amaçların ve beklentilerin karşılıklı olarak tanınması çoğulculuğun özüdür. Devlet, insanların farklı kuruluşlarda toplanmasını kabul eder. Bu kuruluşlar;  partiler, birlikler, dernekler, dini kurumlar, sendikalar ya da sivil toplum örgütleri olabilir. Kimse başkasına kendi politik ya da dini görüşünü zorla kabul ettirmeye izinli değildir. Özü itibariyla çoğulcu demokrasi bütün görüşlere ve fikirlere açıktır. Bu görüş ve düşünceler, gerçekleşmeleri uzak ihtimaller olabilir ya da çok az insan tarafından savunulabilir. Ama ne olursa olsun demokratik bir toplumda temsil edilme ve savunulma hakkından yoksun bırakılamazlar.

Nach oben

DEMOKRASİ- Demokratie

Demokrasi kavramı yunancadan gelmektedir. Anlamı halkın egemenliğidir. Bir yönetim şekli olarak demokrasi Almanya’da 1949’dan  beri uygulanmaktadır. Daha önce 1918’le 1933 arası da bir demokrasi deneyimi Almanya’da yaşanmıştır. Demoraside her yurttaş eşit hak ve ödevlere sahiptir. Demokrasilerde ne kral ne kraliçe ne de general hükmeder. Her yurttaş özgür olarak kendi düşüncesini söyleme,  toplanma ve bilgi edinme hakkına sahiptir. Demokrasilerde çeşitli partiler vardır ve bunlar düşüncelerini parti programlarıyla beyan ederler. Yurttaşlar,  belli bir süre için yönetimini istedikleri kişileri ve partileri seçerler. Eğer bir yönetim işini iyi yapmazsa halk gelecek seçimde yeni bir yönetimi seçer. Demokrasilerde devletin yaptığı her şey anayasanın ve kanunların kurallarına göre olmalıdır. Almanya’da bu krallar anayasada yer almaktadır. Demokratik  ülke daima bir hukuk devletidir. 1949 ile 1990 arasında bugünkü  Almanya toprakları üzerinde ikinci bir alman devleti vardı. Alman Demokratik Cumhuriyeti olarak bilinen bu ülkenin kısaltılmış adı DDR idi. Her ne kadar bu ülkenin adında demokrasi kavramı yer almış olsa da, DDR demokratik bir ülke değildi.

Nach oben

DİKTATÖR- Diktatur

Kelime latinceden gelmektedir ve demokrasinin tam karşıtı bir yönetim biçimidir. Halkın çoğunluğu değil tek bir parti ya da diktatör denilen tek bir kişi yönetimde söz sahibidir. Genellikle diktatör seçimle değil kaba kuvvetle ve çoğunlukla askeri bir destekle iktidara gelir. Bu askeri güç, sözümona diktatörü halktan korur. Bir dikta rejiminde yaşayan insanlarda korku ve hiddet hakimdir. Kendi düşüncelerini serbest olarak söyleyemezler. Eğer aksini yaparlarsa ortadan kaybolabilirler, işkenceye uğrayabilirler, hapse atılabilirler hatta öldürülebilirler.

Nach oben

EYALETLER / FEDERAL SISTEM- Bundesländer / Föderalismus

Almanya devleti federal bir cumhuriyettir. Bununla söz konusu edilen,  çok sayıdakı devletin birleşerek oluşturduğu daha üst seviyedeki birleşik bir devlettir. Birleşimi oluşturan her bir devlet,  eyalet olarak isimlendirilir. Mesela Nordrhein-Westfalen, Brandenburg veya Bayern bu eyaletlere örnektir. Almanya’da 16 tane eyalet bulunmaktadır. Bunlardan Berlin, Hamburg, ve Bremen kent-eyaletler olarak isimlendirilir. Politik güç Berlin’deki merkezi hükümet ile (Bund olarak isimlendirilir) her eyaletteki hükümetler arasında paylaştırılmıştır. Merkezi hükümet,  eyaletleri yurt dışında temsil eder (Dış politika). Bu şekilde,  yani merkezi hükümetle,  eyaletler arasında gücün dağıtıldığı biçim „Föderalismus“ olarak adlandırılır. Bu kavram latince “foedus“ kelimesinden gelmektedir. Anlamı “Birlik“, “Devlet Sözleşmesi“ demektir. Her eyalet;  hükümeti vasıtasıyla (Her hükümette bir başbakan ve çeşitli bakanlar bulunur.) , kendi polis teşkilatının düzenlenmesi ile okul ve kültür politikaları konusunda yalnız başına karar alır. Bu yüzden bir bitirme sınavı Bayern’de başka, Mecklenburg-Vorpommern’de başka kriterlerle değerlendirilebilir. Eyaletler ve merkezi hükümet arasında politik düzlemdeki bu görev dağılımı anayasa ile düzenlenmiştir.

Nach oben

FIRSAT EŞİTLİĞİ- Chancengleichheit

Alman Anayasasına göre bütün yurttaşlar kanun önünde eşittir. Bu durum fırsat eşitligi konusunda da böyledir. Anayasaya göre herkes kendi kişiliğini geliştirme konusunda özgürdür. Kişinin cinsiyeti, teninin rengi ve dini ne olursa olsun bu madde herkes için geçerlidir. Kişinin zengin ya da fakir bir aileden geliyor olması kesinlikle bir rol oynamaz. Aynı şekilde bir insanın kuzeyden, güneyden ya da ülkenin her hangi bir bölgesinden geliyor olması da belirleyici değildir. Her yurttaşa, kendi hayat şartlarında mümkün olanın en iyisini yapabilmesi için gerekli olan fırsat  eşitliği sağlanmalıdır. Bu yüzden çocuklar ve gençler okulda, gelişmeleri ve daha sonra bir meslek sahibi olabilmeleri için eşit bir eğitim şansına sahip olmalıdır. Herkes kendi kişisel yeteneklerini geliştirmek için eşit olarak desteklenmelidir. Fırsat eşitliği hakkı 17.yüzyılın sonlarında “ Aydınlanma döneminden“ beri talep edilmeye başlanmıştır. Bu hak, Birleşmiş Milletler Genel Beyannamesinde ve batı demokrasilerinin anayasalarında yer almıştır.

Nach oben

GÖÇ- Migration

Geçmiş yüzyıllarda küçük ya da büyük insan kitleleri hatta bazen bütün bir halk göç etmişlerdir. Geçmişde de, bugün de göçün sebepleri çok farklıdır. Bazı insanlar politik ya da dini görüşleri yüzünden takibe uğradıklarından, bazı insanlar yaşadığı yerde çocuklarına iyi bir gelecek göremediğinden göç etmişlerdir. Almanyada da bazı bölgelerden insanlar köy ve kasabalardan kente göç etmektedir. Çünkü kentlerde iş bulma imkanı daha fazladır. Almanya’ya başka ülkelerden de insanlar gelmektedir. Çünkü kendi ülkelerinde zor şartlarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Nazi Döneminde bir çok insan Almanya’yı terk etmiştir. Bu insanlar, Almanya’da can güvenlikleri kalmadığından sürgün olarak başka ülkelerde yaşamak zorunda kalmışlardır. Her çeşit göç olgusunu içine alan kavram kelimenin almanca adı Migration’dur. Latince “Migrare“ kelimesinden gelir. Anlamı göç etmek ve hareket etmektir. Aslında daha belirli bir tanımlama da yapabilir. Almanca „Immigration“ ile bir yere göç etmek, almanca „Emigration“ ile ise bir yerden göç etmek kavramı anlatılmak  istenir. Doğa bilimcileri mesela,  Migration kavramını kullanır. Bununla kuş sürülerinin ilkbaharda ve Sonbahardaki periyodik göçleri yani geçici bir göç söz konusu edilir.

Nach oben

GÜÇLER AYRILIĞI- Gewaltenteilung

Güçler ayrılığının anlamı tam olarak devlet oteritesinin veya gücünün paylaştırılmasıdır. Güç ne demektir? Örneğin bir kişi birine zarar vermek istediği zaman güç kullanır. Devlet gücü kavramı  ile akla gelmesi gereken ise, kanunları uygulamak için devletin elinde tuttuğu olanaklar anlaşılmalıdır. Bir kişi kanunlara aykırı hareket ettiginde hapse atılabilir. Böylelikle devlet, yurttaşlarını ve yurttaşlardan oluştuğu için dolayısıyla kendini böyle korur. Ama devlet kesinlikle keyfi hareket etmeye izinli değildir. Devlet de kanunlara uymak zorundadır. Devletin gücünü kontrolsüz uygulamasını önlemek için güçler ayrılığı uygulanır. Bu ayrım, demokrasimizin belirlediği prensiplere göre oluşturulmuş bir düzendir. Böylelikle politik gücü elinde bulunduranın, bu gücü kötüye kullanması önlenmiş olur. Bu yolla yurttaşların özgürlükleri garanti altına alınır. Devlet gücü bizde üç alana dağıtılmıştır: Yasama gücü kanun çıkarır. Bir kanun çıkmadan önce belli kurallara uyma zorunluluğu vardır. Hükümet, Eyalet  Meclisi veya parlamento üyelerinin çoğunluğu bir kanuna ön ayak olurlar. Bu bir kanunun çıkması için atılması gereken ilk adımdır. Böylece önerilen kanun demokratik bir ülkede parlamentoda tartışılır. Parlamento önerinin kabul edilip kanunlaşıp kanunlaşmamasının kararını verir. Almanya’da parlamento, Eyalet Meclisi ile bağlantılı çalışır ki, onun da karar yetkisi vardır. Kabul edilen kanunu yürürlüğe girmeden önce Cumhurbaşkanının imzalaması gerekmektedir.
Yürütme gücü çıkan kanunu uygular. Bunu bir polisin ya da kent idaresinin donanımından hepimiz biliriz. Bunlar  kanunların düzenli ve doğru bir şekilde yürümesine çalışırlar. Almanya genelinde hükümet yani başbakan ve bakanlar, eyalet bazında eyalet başbakanı veya eyalet bakanları, yerel yönetimlerde belediye meclisleri ve belediye başkanları kanunların uygulanmasına nezaret ederler. Kısacası yürütme gücü kanunun sadece kağıtta kalmamasına günlük hayatta uygulanmasına çalışır.
Eger bir kişi kanunlara aykırı hareket ederse muhakemeye çıkar. Bu üçüncü güç olan yargıdır. Burada savcı ve hakimler kanuna aykırı işlenmiş suçları belli kurallara bağlı kalarak görüşürler. Bunun anlamı birçok durumda suçlunun cezalandırılmasıdır. Hakimler bağımsızdır. Ama onlar da kanunlara uymak zorundadır. Ne hükümet, ne de başka bir kurum ya da kişi hakimlere kendi istekleri doğrultusunda bir kararı aldırmak için baskı uyguluyamaz.

Nach oben

HÜKÜMET- Regierung

Hükümet devleti yönetir. Hükümeti oluşturan kişilerin oluşturduğu yapı kabine olarak da isimlendirilir. Almanya’da hükümetin başında başbakan bulunur. Hükümet düzenli olarak toplanır. Bu toplantılarda iç ve dış politikalarla ilgili önemli kararlar alınır. Örneğin çocuk parası, vergiler veya ulaşımla ilgili yeni kararlar alınır. Bu yeni kararlarla ilgili kanunlar parlamentoda karara bağlanır. Veya Almanya’nın öteki ülkelerle olan ilişkileri nasıl daha iyi duruma getirilir konusu tartışılır ve bu konuda bazı kararlar alınır. Almanya’da hükümetin başı olan başbakan normal şartlarda, parlamentodaki en güçlü partiden seçilir.

Nach oben

İÇ GÜVENLİK VE KAMU DÜZENİ- Innere Sicherheit und öffentliche Ordnung

Bir devletin,  halkının can ve mal güvenligini korumaya ve kamu düzenini korumaya yönelik aldığı önlemler ve bu amaçla kurduğu kurumlar iç güvenlikle ilgili konulardır. Emniyet ve asayişi, polis teşkilatı sağlamalıdır. Ama itfaiye, savcılık ve öteki kamu kuruluşları da bu konularda görevlidirler. Elbette polis teşkilatı ve diğer kurumlar bu görevlerini anayasaya ve kanunlara uygun bir şekilde yapmalıdırlar. Bu şekilde ülkede huzur ve emniyetin sağlanmasına katkıda bulunurlar. İç güvenlik ve kamu düzeni konularında bütün vatandaşlar da sorumludur. Vatandaşlar, komşusuyla en ufak bir tartışmada hemen polis çağırmak yerine, sorunlarını konuşarak bir çözüm bulma yoluna gitmelidir.

Nach oben

KOALİSYON- Koalition

Kelime latince „coalescare“den gelmektedir. Türkce anlamı „kaynaşmak“ demektir. Bu kavram bağımsız bir ortakla ya da bir partiyle, belli bir amaç için yola çıkılan bir ortaklığa işaret eder. Genellikle böyle bir ortaklık belli bir süre için belli şartlarda yapılır. Mesela partiler Parlamentoda hükümet  olabilmek için yeterli sayıyı yalnız başlarına bulamadıkları zaman, böyle bir hükümet ortaklığı, parlamentoda hükümet olmak için gerekli çoğunluğu sağlar. Bu çoğunluk kanunların çıkmasını daha kolaylaştırır. Bazen çok farklı ama aynı amaçlara sahip iki ülkenin de böyle koalisyonlar kurduğu görülmüştür. Elbette hepiniz bu türlü koalisyonlar tanıyorsunuz. Aslında bir futbol takımı da bir koalisyondur. Çünkü farklı yapıdaki kişiler maçı kazanmak için bir birlik oluşturmuşlardır.

Nach oben

MİLLETVEKİLİ - Abgeordnete

Bir kentin sakinleri ya da bir ülkenin yurttaşları, kentlerinde ya da ülkelerinde nasıl bir politika uygulanacagınının kararını aynı anda tek tek veremezler.  Bu yüzden özgür ve saklı seçimler yoluyla belli bir süre için kendi temsilcilerini seçerler. Seçilenler kadın da olabilir erkek de. Bu milletvekilleri genellikle bir partiye aittir. Bu temsilciler duruma göre,  ya parlamentoda,  ya eyalet parlamentolarında,  ya belediye meclislerinde veya köy meclislerinde görev almak için seçilirler. Bu kişiler, mümkün oldugu kadar seçmenlerinin görüşlerini seçildikleri parlamento ya da meclislerde temsil eder. Alınacak kararların onların istekleri dogrultusunda olmasına çalışırlar. Milletvekillerinin en önemli foksiyonları çalışma gruplarında ve komisyonlarda yaptıkları işlerdir. Buralarda sağlık ya da gençlik gibi  çeşitli konularda hangi politikaların uygulanacagı görüşülür. Milletvekilleri belli bir süre kendi asıl mesleklerini yapamadıklarından görev süreleri boyunca bir maaş alırlar. Bu aldıkları maaş almanca „Diäten“`diye isimlendirilir.

Nach oben

MONARŞİ- Monarchie

Monarşi bir devlet idaresi şeklidir. Kelime yunancadan gelmektedir anlamı “tek başına hükmeden“ demektir. Cumhuriyet rejiminin tersine monarşi rejiminde sadece bir kişi yönetimi elinde tutar. Genellikle monarşilerde idare babadan oğula geçer. Buna hanedan monarşisi denir. Mesela İngiltere Kraliçesi Elizabeth ve İspanya Kralı Juan Carlos monarktır. Ama sözü edilen bu ülkelerde ve kral veya kraliçenin olduğu daha pek çok ülkede, kral veya kraliçe asla yanlız başına karar veremez. Bu ülkelerde halk tarafından seçilen parlamentolar ve demokratik hükümetler kanunları yapar ve uygulanacak politikalara karar verir.
Gerçi Elizabeth gibi kraliçeler ya da Juan gibi krallar da kararların alınmasında rol oynarlar. Ama bu sadece kanunların altına imza atmak, seçilmiş bakanları atamak ya da devleti bazı resmi görüşmelerde yurt dışında temsil etmek düzeyinde kalır. Bu türlü yönetimler “Parlamentolu Monarşi“ ya da “Anayasaya Uygun Monarşi“ olarak adlandırılır. Bu bize kraliçenin veya kralın durumunun ve görevlerinin anayasada belirlendiğini gösterir. (Bu kavram latince “constitutio“ demektir anlamı anayasa demektir.) Geçmiş yüzyıllarda firevunlar, krallar, kraliçeler, derebeyleri veya rahipler halklarınına gerçekten yanlız başlarına hükmetmişlerdir. Kimsenin onların kararlarına karışma hakkı yoktu. Bütün kararlarda tam yetkili idiler. Bu türlü yönetimler “Mutlak Monarşi“ olarak isimlendirilmiştir.

Nach oben

MUHALEFET- Opposition

Eğer ebeveynizin, öğretmenlerinizin, veya okul arkadaşlarınızdan pek çoğunun söylediği veya istedigi birşey hoşunuza gitmiyorsa bunun anlamı muhalefetsiniz demektir. Almanca muhalefet anlamındaki „Opposition“ kelimesi yunancadan gelir. Anlamı “çogunluğa karşı aykırılık“ demektir. Politikada bunun anlamı, Alman Parlamentosunda hükümete dahil olmamış partiler demektir. Bunlara hükümetin karşısındaki parlamento muhalefeti denir. Demokrasilerde muhalefetin çok önemli bir işlevi vardır. Özellikle hükümetin kanunlara uyup uymadığına bakar. Yani bir nevi kontrol görevi üstlenir. Elbette Almanya’da parlamentodaki sözü edilen parlamento muhalefetinin dışında hükümetin icraatlarına karşı olan çok sayıda parti ve gruplar da vardır. Bunlar parlamento dışı muhalefet olarak isimlendirilir.

Nach oben

PARLAMENTO- Parlament

Almanca „Parlament“ kelimesi fransızca „parler “ sözcügünden gelir. (Türcede kelimenin sözlük anlamı „konusmak“ demektir.) Ama Parlament kelimesinin kavramsal anlamı „halkın temsili“ demektir. Parlamentoda halkın temsilcileri olan milletvekilleri oturur. Parlamentoda yeni kanunlar görüşülür ve karara bağlanır. Bu yüzden parlamento;  yukarıda sözünü ettigimiz güçler ayrılığında yasamayı yani yasa koyucuyu temsil eder. Almanca Legislative sözcüğü latince „legislatio“ kelimesinden gelir. Anlamı yasama yetkisi demektir. Parlamento yani halk temsilcileri hükümeti kontrol eder. Mesela hükümet bir savaş bölgesine asker  göndermek veya bir vergiyi  arttırmak istediğinde oylama sonucu milletvekillerinin büyük çoğunluğu buna karşı gelirse teklif düşer ve uygulanamaz. Almanya’da  köylerde, kasabalarda ve kentlerde yerleşimin büyüklüğüne göre parlamentolar gene aynı şekilde eyaletlerde de parlamentolar vardır. Ama bütün ülke için de tek bir parlamento vardır bunun almanca adı Deutsche Bundestag’dır. Elbette bunların dışında öğrenci veya üniversite öğrencileri parlamentoları da vardır. Bütün bu sözünü ettiğimiz parlamentolarda seçilen temsilciler oturur. Ve bu kişiler onları seçenlerin isteklerini en iyi şekilde temsil etmek için görev yaparlar. Bundan başka Avrupa Birliği’nin de bir parlamentosu vardır. Bu parlamentonun milletvekilleri birliğe üye ülkelerden seçilir. Bu parlamento Strassburg, Brüksel ve Lüksenburg’da çalışır.

Nach oben

PARTİLER- Parteien

İnsanlar başkalarıyla benzer politik düşüncelere veya hedeflere sahipse, ya birlikte bir parti kurarlar ya da görüşlerini kendilerine uygun buldukları bir partiye katılırlar. Bu düşünceler ve hedefler her partinin kendi programında tespit edilmiştir. İnsanları bir partinin üyesi olmaya sevk eden düşünce şudur:  Kişi, bir toplulukla birlikte çalışırsa, yalnız başına çalışmasıyla varacağı hedeflerden daha çoğuna ulaşır. Bu yüzden her parti, başka parti sempatizanlarına ya da partisiz olanlara kendi programlarının daha iyi oldugunu ispatlamaya çalışır. Bunu seçim kampanyalarında, halka açık konuşmalar yaparak, bildiriler dağıtarak ya da parti sembolleri ve isimleriyle hazırlanmış balonlar, kalemler gibi benzeri şeyler dağıtarak yaparlar. Her parti daha fazla seçmen tarafından seçilmek ister. Çünkü en çok oyu alan parti iktidar olur.
Sık sık  seçim öncesi zamanlarda şu şekilde şeyler duyar veya okuruz: “ Bu sol bir partiye ait, şu sağa ya da ortaya ait“ gibi. Belli bir partiye ait bu tanımlamalar nasıl ortaya çıkmıştır? Bu tanımlamalar geçmişte parlamentodaki milletvekillerinin oturma düzeninden çıkmıştır. Şöyle ki; Frankfurt’taki Paul Kilisesi’nde 1849’da toplanan ilk Alman Ulusal Meclisi’nde sol ve sağ gruplar ayırdedilebiliyordu. (Bu oturma düzeni 1789’da toplanan Fransız Ulusal Meclisi’ndeki oturma düzenine benziyordu.) Bu oturma düzeninde meclis başkanının görüş açısının solunda, toplum düzenini çok kökten değiştirmek istiyen ilericiler, ortada liberaller ve parlamentonun sağında muhafazakarlar oturuyordu. 1949’dan beri var olan Alman Parlamentosu Bundestag’ta da bu oturma düzeni aynen uygulanmaktadır. Önceleri Bonn’daki parlamento binasında bu oturma düzeni uygulanmış, bugün de, iki Almanyanın birleşmesinden sonra onarımdan geçirilerek bir kaç yıl önce açılan Berlin’deki Reichstag parlamento binasında bu uygulama devam ediyor. Bugünkü parlamentoda meclis başkanının görüş açısının solundan ortaya kadar solcu partilerin yani SPD (SPD) ve Yeşiller (Bündnis90/Die Grünen) milletvekilleri, ortada FDP (FDP) ve ortadan sağa doğru da CDU/CSU (CDU/CSU)  milletvekilleri oturur.

Nach oben

POLİTİKA- Politik

Eski Yunanistan’da kent devletleri “polis“ diye adlandırılırdı. Bu kentler kendi kendilerini idare ediyorlardı. Politika kelimesi bu kent- devletlerinin adından gelir. Politika, vatandaşların belli kanunlarla düzenlenmiş ortak  yaşamlarını idare etme sanatıdır. Politika, hükümet, bakanlıklar, devlet daireleri ve belediyelerce belirlenmiş ve kanunlarca tespit edilmiş her şeyi kapsar. Mesela kentinizde yeni bir havuz mu yapılacak ya da yeni bir yol mu planlanacak bu yerel politik bir karardır. Sadece yerel düzeyde değil, mesela devletin en üst kademesinde başbakan ve kabinenin diğer devletlerle yürütülecek ilişkilerde aldıkları kararlar da politikadır. Buna „dış politika“ denir. Neredeyse İnsanların ortak yaşamlarında politikanın girmediği hiçbir alan yoktur. Bu kendini çocuk ve gençlik politikalarında, eğitim politikalarında, iş ve işveren politikalarında, sağlık politikalarında ve emeklilik politikalarında gösterir. Ama politika sadece hükümet ve bakanlıklarla ilgili bir kavram değildir. Politika çok daha geniş bir kavramı ifade eder. Politikadan anlaşılması gereken teşvik ve hedeflerin belirlenmesi demektir. Gene aynı şekilde hem kişisel hem de kamu alanında etki kullanımı ve yön verme de politikanın tarifi içindedir.

Nach oben

PROPAGANDA- Propaganda

Propaganda, belli bir amaç için belli bir fikri veya bilgiyi diğer insanlara ulaştırmak ve bu fikirlere insanları ikna etmek için  yazılı veya sözlü olarak yapılan yayma eylemidir. (Latince „propagare“ yaymak demektir.) Yani bir anlamda kendine özgü bir reklam çeşididir. Özellikle basın organlarının kullanılmasıyla propaganda çok etkili olabilir. Propaganda,  sıkı diktatörlükle yönetilen ülkelerde politik gücü elinde tutanların halkı kendi fikirleri doğrultusunda etkilemek için sık sık başvurduğu bir yoldur. Bu yüzden propaganda kelimesinin biraz olumsuz imaji vardir. Mesela Nazi Almanyasi’nda; sözümona halkın bilgilendirilmesi için bir propaganda bakanlığı dahi vardı. Bu bakanlığın başında da Joseph Goebbels bulunuyordu.

Nach oben

SEÇME HAKKI- Wahlrecht

18 yaşına bastığınızda reşit sayılırsınız. Böylelikle sizi parlamentoda, eyalet meclisinde ve belediye meclisinde temsil edecek milletvekillerini veya temsilcileri seçme hakkı kazanırsınız. Bu suretle oy hakkı daha başka tabirle seçme hakkı kazanırsınız. Eğer kendiniz seçilmek istiyorsaniz gene 18 yaşını doldurmayı beklemek zorundasınız. Siz de bir seçimde  seçilecek adaylar arasında yer alırsanız,  siz de seçilebilirsiniz. Buna seçilme hakkı denir. Teorik olarak 18 yaşındakı bir kişi Almanya’da belediye başkanı ya da milletvekili olabilir. Bu yaşta bugüne kadar kimse Almanya’da belediye başkanı veya milletvekili olarak seçilememiştir. Bunun nedeni söz konusu görevler için belli bir tecrübeye ihtiyaç olmasıdır. Ama Alman Cumhurbaşkanı olabilmek için 18 yaş yeterli değildir. Bunun için en az 40 yaşında olmak gerekmektedir. Almanya’da seçimlerde herkese seçme hakkı 1871 yılında verilmiştir. Ama bu herkesden kasit sadece erkeklerdi. Kadınlar bu hakkı ancak 1918’den sonra almışlardır.

Nach oben

SIĞINMACI- Asyl

Almanca sığınmacı anlamındakı Asyl kelimesi yunancadan gelmektedir. Yurt, barınak ve sığınak gibi anlamları vardır. Bir çok ülkede insanlar dini veya politik görüşleri yüzünden takip edilmekte, tutuklanmakta ve işkence görmektedir. Hatta bu;  ölüm tehditi altında yaşamaya,  ya da öldürülmeye kadar varmaktadır. Bu sebeplerden dolayı bir çok insan ülkesini terk etmekte ve başka ülkelerden sığınmacı hakkı talep etmektedir. Yani takip, işkence ve ölüm tehtidi altında olmadan geldikleri bu ülkelerde yaşamak ve çalışmak istemektedirler. Bir çok demokratik ülkenin anayasasında devletin sıgınmacıyı koruması gerektiği yer alır. Alman Anayasası „Grundgesetz’in“ 16. maddesine göre, ülkesinde politik görüşleri yüzünden kovuşturulan kişilere sığınmacı hakkı tanınmıştır.

Nach oben

TEMEL HAKLAR/İNSAN HAKLARI- Grundrechte / Menschenrechte

 Dünyanın hangi ülkesinde veya neresinde yaşıyorsa yaşasın kayıtsız şartsız  bütün insanlar bazı haklara sahiptir. Bunlar insan haklarıdır. Bu haklar 1948 yılında Birleşmiş Milletler Cemiyeti tarafından kayıt altına alınmıştır. Bütün ülkelere bu hakların uygulanması için baskı yapılması prensip olarak kabul edilmiştir. Birçok ülke gibi Almanya Anayasası’nda da bu haklar, temel haklar olarak kabul edilmiştir. Bu haklara,  yaşama hakkı, özgürlük hakkı ve  beden sağlamlığı hakkı örnek olarak gösterilebilir. Bu son hakka göre mesela, kimseye işkence yapılamayacağı karar altına alınmıştır. Herkes kendi düşüncesini söyleme özgürlüğüne sahiptir. Bu yüzden kimse cezalandırılamaz. Her insan istediği şekilde inancını yaşama özgürlügüne sahip olmalıdır. Kimse dini inançları yüzünden mağdur edilemez. Seçim hakkı, demokratik seçimlerde insanlara düzenli olarak seçme hakkı verir. Eğitim hakkı, herkese  bazı  bilgileri ögrenme olanağı, mülkiyet hakkı, herkese birşeyler edinme izni verir. Bu saydıklarımız temel haklara bir kaç örnektir. Bir çok ülkede yönetenler bu temel insan haklarını çiğnemektedir. Bu da bize insan haklarının hala birçok yerde tanınmadığını  göstermektedir. Bu yüzden bir ülkede yaşayan herkes, başlarındaki yönetimlerin de bu haklara uyup uymadığını denetlemelidir.

Nach oben

VATANDAŞLIK- Staatsangehörigkeit

 Eğer bir kişi bir ülke vatandaşıysa bazı hakları ve bazı sorumlulukları vardır. Örneğin bu kişi seçimlerde oy kullanabilir ama kanunlara uymak, vergi ödemek ve belki de askerlik görevi yapmak zorundadır. Bu kişi ya alman, ya ingiliz, ya fransız ya da başka bir ülkenin vatandaşıdır. Hangi ülkeye aitse o ülkeye ait pasaportu taşır. Bir ülkeye ait vatandaşlık nasıl elde edilir? Almanya’da bunun şartları vatandaşlık yasasında yazılıdır. Alman vatandaşlığı doğum yoluyla verilir. Eğer anne babadan biri almansa çocuk da alman vatandaşı sayılır. Bu kural evlatlık edinmede de geçerlidir. Birçok ülkenin aksine Almanya’da çocuğun doğum yeri vatandaşlıkta önemli bir rol oynamaz. Gerekli şartlara sahip yabancılar da alman vatandaşlığına müracaat edip bazı formalitelerden sonra alman vatandaşlığını alabilirler. Alman Anayasası’nın 16. maddesine göre bir alman vatandaşı kendi istemediği sürece alman vatandaşlığından çıkarılamaz. Bazı insanlar birden fazla ülkenin vatandaşlığına sahiptir. Eğer baba ve anne farklı ülkelerin vatandaşıysa çocuk çifte vatandaşlık hakkına sahip olabilir. Bazı kişiler vatansız sayılır. Çünkü bu kişiler herhangi bir ülkenin vatandaşı olmak için ileri sürülen şartları hiçbir ülkede yerine getirmemişlerdir.

Nach oben

YÖNETİME KATILMA- Mitbestimmung

Siz okuldaki veya sınıftaki seçimlerinizde mesela sınıf başkanı seçiyorsunuz. Seçtiğiniz sınıf başkanı da, sizi okul idaresi ve öğretmenlerinizle  olan ilişkilerde  temsil ediyor. Aileleriniz de, okul idare toplatılarında veya okul aile birliğinde kendilerini temsil etmesi için kendi aralarından temsilciler seçiyorlar. Böylelikle aileler de okulla ilgili bazı konularda okul yönetimi ile konuşarak bazı kararlara katılma olanağı bulurlar. Mesela hangi derslerde grup çalışması yapılması gerektiği veya spor salonunun ne kadar açık kalması gerektiği gibi konularda kendi fikirlerini okul idaresine iletebilirler. Aynı şekilde işçiler ve çalışanlar da onları işletme yönetimi ve personel idaresinde temsil etmesi için temsilcilerini seçerler. Bu temsilciler onların haklarını firma idaresine ya da resmi makamlara karşı savunur. Bu haklar işten çıkarma, işe alma, çalışma koşulları ve tatil süreleri gibi haklardır. Fabrika ya da firma yöneticileri işçi temsilcilerinin isteklerini dinlemek ve alınacak önemli kararlarda onların isteklerini göz önüne almak zorundadır. Bundan 150 yıl önce, ilk endüstri işletmeleri kuruldugundan beri işçilerin “yönetime katılma hakkı“ kavramı ortaya çıkmıştır. O günden bugüne artık “bir iş yeri ve iş şartları kanunu“ vardır. Bu kanun, işçilerin ne kadar işçi temsilcisiyle işveren ve personel katında temsil edileceğini belirler. (Bu sayı işletmenin büyüklügüne göre değişmektedir.). Aynı şekilde hangi kararlara işçi temsilcilerinin katılacağı bu kanunla belirlenmiştir.

Nach oben